“Dünyanın ilk tam kol nakli” haberin başlığı bu. Televizyonda haberi seyrettim, haberin içeriğini Beyin Labirentimde bir odaya farkında olmadan yerleştirdim. Akşam yattım... Kapama düğmesi yok ki Beyinin. Akşam yatağa girdiğinde çevireceksin düğmesini, oohh hiç birşey düşünmeden uyuyacaksın. Ama gel dikiz ki yok böyle bir lüks. Sarhoş olarak yatabilirim, uyuşturucu, sakinleştirici bir şeyler kullanabilirim ama bunlarında bir dünya yan yetkisi var, çözüm değil.
Uyumaya çalışırken, Beyin Labirentimin orta yerinde “Dünyanın ilk tam kol nakli” haberi patladı ve her yere saçıldı. Temizle temizleye bilirsen. Kaç tane öykü çıkar şimdi bu haberden? Mistik bir havayla Borges vari bir öykü, polisiye, korku Poe tadında bir öykü yada konuya biraz kara mizahla bakıp Woddy Allen tadında bir öykü yazılabilir.
Bildiğiniz üzere şapkalarımdan bir tanesi “gitaristlik”, ister istemez bu konu üstüne düşünüyor beyin ve doğal olarak yazılabilecek öyküleri ilk bu merkez üzerine kuruyor.
Haberin aslına sadık kalarak kurmaya başlayalım öykümüzü.
Kol nakli yapılan kişi çiftçidir ve altı yıl önce bir iş kazasında iki kolunu kaybetmiştir. Kollarını bağışlayan kişi hakkında bir bilgimiz yoktur. Çiftçiye kol nakli başarı ile yapılır, zaman geçer, çiftçi tamamen iyileşir, artık her iki elini rahatlıkla kullanabilmektedir. Zamanla kolların sahibini merak eder. Kimdir? Ne yapmıştır? Nerede yaşamıştır? Hastaneye gider, uğraşır eder (bu bölüm öyküdeki dolgu malzemesi), kolların sahibini ve hayatını öğrenir. Kollar bir gitar virtüözüne aittir. Kolların sahibinin geçmişini öğrendikten sonra sıkıntılı günler geçirir, çevresindekiler ne olduğunu anlayamazlar (bu bölüm de öyküdeki dolgu malzemesi).Bir gün tarlada çalışmakta olan çiftçi traktörü durdurur, çevresindekilere hiç birşey söylemeden gider. Tulum kıyafetili çiftçi (tarlada çalışmaktayken, traktörden inerek giden tulum kıyafetli çiftçi çok klişe ama olsun, ben yazdım oldu) müzik mağazasından içeri girer, eline bir elektro gitar alır, gitarı amfiye takar... ve ... parmakları gitarın sapında hızla ilerler. Parmakları bilinen bir melodi çalmamaktadır ama hızla bir biri ardına notaları çalabilmektedir. Öykü kısa oldu biraz uzasın dersek, çiftçi korkuyla gitarı bırakır ve müzik mağasından dışarı çıkar. Yok bu kadarı yeter, öykü çok uzamasın derseniz, çiftçi gitarı ve amfiyi alarak dükkandan çıkar. Korkuyla mağazayı terk eden çiftçi, öyküde yeteri kadar dolgu malzemesi yapacak çelişki yaşadıktan sonra gelip gitarı ve amfiyi alır. Geldik kaldığımız yere. Çiftçi gitarı almış ve müzik mağazasından çıkmıştır. Gitar ve müzik dersleri almaya başlar, özellikle müzik teorisi derslerine önem verir, hali hazırda parmakları gitar çalabildiği için teori bölümünü öğrenirse kolların sahibi gibi gitar çalabileceğini düşünür. Kısa sürede bilenen tüm şarkıları kusursuz derecede çalan, iyi bir virtüöz olur çiftçi. Gel gör ki yaptığı besteler bir türlü beğenilmez. Çok iyi bir gitarist olmuştur ama şöhret olamamıştır. Öykü, “ Kol nakli yapabilirsiniz ama önemli olan ruh nakli yapabilmektir, ruh olmadan müzik olmaz.” gibi Borges vari bir mesajla biter.
Sıradaki öykülerimizi yine haberimize dayanarak, kol naklinin artık yüksek yüzdeler ile başarılı yapıldığı bir dönemde kurgulayalım...
Ünlü piyanist iki kolu birden kesilerek öldürülmüştür. İri ve diri memeli seksi kadın dedektif ve yakışıklı ajanın cinayeti çözmek için uğraşları ile doldur öyküyü. İpin ucunu bir ver, bir geri çek. Ver, çek doldur öyküyü. Sonuçta katil, özel bir klinikte milyon dolar harcayarak piyanistin kollarını kendine nakil yaptıran ve ünlü bir piyanist olmaya çalışan bir milyoner çıkar. Milyoner yeni kolları ile hızlı ve çok güzel piyano çalabilmektedir ama kabul gören iyi bir yorumcu, besteci olamamıştır. Öykü, para ile sanatçı olunamaz mesajı ile biter. Al sana Poe tadın da bir öykü.
Gelelim kara mizah öykümüze. Woody Allen tadında bir öykü olsun. Kahramanımız başarılı bir cerrah ama silik, sıradan, yakışıklı olmayan bir tip. (Woody Allen filmlerindeki Woody Allen yani) Çevresindeki cerrah arkadaşlarından bir ekibi ayarlayarak bir bas gitar virtüözünü kaçırıp (kaçırma sürecinde yaşanılan sakarlıklar, başarısızlıklar öyküdeki dolgu malzemesi) onun kollarını kendi kolları ile değiştirir. Öykü cerrahımızın bedeninin yeni kolları kabul etmemesi sonucunda kolsuz kalmasıyla biter.
Bu yazdıklarım, işin kurgu boyutu. Beyin bu, sadece bunları düşünüp kapatmıyor kendini, başka odalardan, başka veriler gelip haberden yeni yollara gidiyorlar.
Adamlar başarıyla tam kol nakli yapabildiğine göre diğer organ nakillerini yapabilmek de mümkün olabilir. Demek ki günün birinde beyin nakli de yapabilirler. Aklıma ergen yıllarımda seyrettiğim Ahmet Mekin’in Kavanozdaki Adam dizisi geliyor. Senaryo bir yerlerden araklanmış olabilir ama özetle; Beyininde tümör olan profesöre (Ahmet Mekin), katil bir amelenin beyni naklediliyordu. Beyin nakli yapıldıktan sonra profesörün konuşmasının değişerek sık sık “Niittim size abiler, bırakın gideyim” dediğini hatırlıyorum.
Woody Allen’dan bahsetmişken “Yan Etkiler” kitabından “Delinin Öyküsü” başlıklı öyküyü hatırlatıyor beyin labirentim. Öyküyü sizinle paylaşayım: Kahramanımız başarılı bir cerrahtır. Akıllı, kültürlü ve güngörmüş bir kadın olan sevgilisinin tek kusuru, sevişirlerken ışığı belirli bir açıyla aldığında, teyzesi Rifka’yı şaşılacak derecede andırmasıdır. Bu ensest kaygısı cerrahı sevgilisiden soğutmaktadır. Kız arkadaşı ile sevişemeyen cerrah “kanını donduran aptallığı vücudunun her gözeneğinden sızan erotik radyasyonla ters orantılı” Tiffany Schmeederer’i bulur. Bir tarafda akıllı, kültürlü ve güngörmüş bir kadın olan Olive Chomsky, diğer tarafta “vücudu dünyaya ancak birkaç milyon yılda bir, o da buzul çağının başladığı veya kıyametin kopacağını işaret etmek için gelecek türde” olan Tiffany Schmeederer. Sonuç olarak cerrahımız, her iki kadının en iyi yönlerini buluşturmaya karar verir. Vee... tahmin edeceğiniz gibi cerrahımız iki kadının beyinlerini değiştirir. Kitabı okumak isteyenleri üzmemek adına öykünün sonunu yazmıyorum ve Yan Etkiler kitabını tavsiye ediyorum.





