Politika, müzik, ezoterik bilgiler, elalemin derdi beni gerdi, edebiyat ve kitaplar üzerine, yer yer Youtube destekli, serbest atışlar.

10 Şubat 2008 Pazar

Düşünce Kaydırağı I

Bazen Beyin Labirentim’deki bir odanın kapısını açar, içeri bir adım atar ve açılan odanın aslında uzun, ilerledikçe yolları çatallanan, bir düşünce kaydırağı olduğunu fark ederim. Adımımı atmamla birlikte düşünce kaydırağından aşağıya düşüşüm başlar. Yolları çatallanan kaydıraklarda, girdiğim yeni düşünce kaydırakları, kapısını açtığım odanın çok uzağında, bambaşka bir yere götürür beni.

İçinde düşünce kaydırağı bulunan Beyin Labirenti odaları kapılarının açılması için bazen bir koku, bir müzik, bir görüntü yeterli olur.

Geçen hafta, sabah işe giderken, dolmuşta yan koltuğumda oturan kişinin çalan cep telefonu ile bir düşünce kaydırağından hızla düşmeye başladım. Telefon çaldı, adam telefonunu cebinden çıkardı, şeffaf kılıf içindeki telefonu açtı ve konuşmaya başladı. O konuşurken, ben düşüyordum.

“Şeffaf cep telefonu kılıfı”. Ne kadar azımız kullanıyoruz cep telefonu kılıflarını. Oysa cep telefonlarını ilk kullanmaya başladığımızda hemen hepimizin özel kılıfları vardı. Ne oldu da bıraktık kılıf kullanmayı? Telefonları eskitecek kadar çok kullanamıyoruz ki. Çok hızlı değişiyor cep telefonu teknolojisi ve hızla ucuzluyor telefonlar. Korunmasına, temiz kalmasına gerek yok artık. Birkaç sene içinde yenisini alıyoruz zaten, niye kılıfla uğraşalım !?

Hooopp, “televizyon uzaktan kumandası”. Yolları çatallanan düşünce kaydırağında yeni bir kaydıraktan düşmeye devam. Televizyon kumandalarını şeffaf torbalar ile kapladığımız günler. Defter kaplar gibi kenarlarını üçgen yapar, içe katlar, seloband ile yapıştırırdık. Birkaç aya bir kirlenen, matlaşan şeffaf torbayı yenisi ile değiştirirdik. Kumandaya birşey olursa bittin, nereden bulacaksın yenisini, bulsan da kaça bulursun. Şimdi her cins alete uyan uzaktan kumandaları, çok ucuza bulmak mümkün. Kaplamaya ne gerek var !

Hooopp, “yamalı pantalon, yamalı kazak”. Benim kuşağım yamalı eşya kullanmadı ama bir önceki kuşak ve öncekiler yamalı çok eşya kullandılar. Yokluk zamanı, eşya kıymetli.

Hoopp, “ilk basket topum”. Kupa marka bir toptu. Ekşi sözlüğe baktım Kupa basket topunu hatırlayan bile yok. Çok kıymetliydi ilk aldığım zaman. Amma çok basket oynardık. Mersin’de, Ağustos sıcağında, kırkbeş derecede, yakıcı öğle güneşinde basket oynadık.

Hoopp, “Air Jordan”. Lisede sadece bir kişide vardı Nike Air Jordan ayakkabı. Ben dahil, herkes imrenerek bakardı o ayakkabılara. Mağazalarda Nike pek bulunmazdı, bir, iki çift belki. Adana’ya Amerikan pazarına giderdik, Nike almak için. İncirlik Üstünden dışarı çıkarılan Nike ayakkabılar, boş boşcu denilen tezgahlarda satılırdı.

Hoopp “Amerikan Pazarı ve Playboy dergileri”. Onüç ,ondört yaşındayım. Sadece Erkekçe var piyasada erkek dergisi. Gel gör ki Erkekçe merakımı cevaplayacak içeriğe sahip değil. Amerikan Pazarından, tezgah altından, orjinal İngilizce Playboy dergilerini alıyoruz.

Hoopp “Unzipper my trouser” (“Pantalonumun fermuarını çözdü”). İngilizcemi ilerletmek için orjinal Playboy dergilerini okuyorum. Çok faydasını görüyorum, gerek gramer, gerek sıfat, gerek fiil olarak birçok yeni kelime öğreniyorum. Tabi başka hiçbir İngilizce ders kitabında öğrenemeyeceğim kelimeleri de öğreniyorum.

Cep telefonu kılıfından, İngilizce öğrenme metoduma. Topu topu birkaç dakika sürdü bu yolculuk.

Yeni düşünce kaydırağı yolculuklarında görüşmek üzere...

0 yorum: