- İstikbalim (geleceğim) ile oynayanın .......
Üniversite sınavı üzerine kurulu eğitim sistemi öylesine kanımıza işlemiş ki, yazımın başlangıcındaki dedeler kadar yaşlı olmasa bile, evli, çoluk çocuk sahibi yetişkinleri bir anda ilkokul çocuğu yapıveriyor. Üniversite hazırlık kurslarında hocalarımızın söyledikleri hayatımızın geri kalanınıda biçimlendiriyor. “Yanındaki arkadaşının bir soru eksik yapması seni onun yüzlerce kişi önüne geçirir, yanındakine yardım etme.” Artık kimse yanındakine yardım etmiyor. Yanındaki arkadaş, dost değil çünkü. Yanımızdaki artık rakip.
Yürümemekte direnen katırların, atların önüne bir sopaya bağlanmış havuç uzatırlar. Atlar, katırlar havucu yemek için sürekli ileri gider ama bir türlü havuca erişemezler. Bizim de önümüze bir havuç uzatılmasın, hepimiz o havucu yemek için birbirimizi ezme, kırma, üzme pahasına koşuyoruz. Ve aslında havuç yok. Peki ezilenler, kırılanlar? Onlar gerçek. Beyin Labirentimizde kolay erişilebilir odalardan gelen mesajlar arkadaş, dost yok, rakip var diyor bize. Ele geçirebilecek tek kişilik bir yer var ve fakat bir çok kişiyiz. Farklı bir bakış olması için eğitim sistemimizinde Krişnamurti de olsaydı diye düşünüyorum. Belki o zaman aslında havucun olmadığını görenlerimizin sayısı artardı. Krişnamurti’nin İç Özgürlük kitabından birkaç alıntı yapayım.
“Bir iş sahibi olup geçimini sağlamanın gerekliliği tartışma götürmeyecek kadar açık. Ama hepsi bu mu, bu kadar mı? Yalnız bunun için mi eğitiliyoruz?” ...
“Kendinizi yaşama yalnızca bir geçim sağlamak kaygısıyla hazırlarsak yaşamın asıl konusunu gözden kaçırmış olabiliriz. Yaşamı anlamak, sınavlara hazırlanmaktan, matematikten, fizikten ya da bilmem hangi derste bilgili, becerili olmaktan çok daha önemlidir.” ...
“ Yaşam gerçekten olağandışı birşey. Kuşlar, çiçekler, dal budak sarmış ağaçlar, gökler, yıldızlar, içlerinde balıkların oynaştığı ırmaklar... İşte bütün bunlar yaşam... Yaşam zenginlik ve yoksulluk, toplumlar, ırklar, uluslararası savaşlar, yaşam derin düşüncelerimiz; yaşam din adına verdiğimiz şey; bir yandan da zihnimizdeki en ince, en gizli şeyler, kıskançlıklar, istekler, tutkular, korkular, başarılar, kaygılar... Yaşam bütün bunlar ve daha da pek çok şey. Ama biz, genellikle yaşamın ancak bir küçük köşeciğini anlayacak biçimde hazırlanıyoruz, evlenip çoluk çocuk sahibi oluyoruz, ondan sonra da giderek daha çok makineleşiyoruz, yaşamın karşısında kaygılı ve ürkek oluyoruz. İşte bunun için eğitimin işlevi bütün yaşam sürecinde bize yardım etmek olmalı. Eğitim bizi yalnızca yapabileceğimiz uygun bir iş için hazırlamakla yetinmemeli.”...
“Sanki siz hırslı değil misiniz? Siz kendi tutkularınızı gerçekleştirmek için önünüze çıkanları saf dışı eden acımasız bir kimse değil misiniz? Toplumda önemli büyük bir adam olmak için başarılı olanlarla başarısız olanlar arasında bir çatışkı yaratılmış oluyor böylelikle. Sizinle sizin peşinde olduğunuz şeyleri ele geçirmek isteyenler arasında bitmez tükenmez sonu gelmez bir savaş sürüp gidiyor. Bu savaş, bu çatışkı, yapıcı yaratıcı bir yaşam biçimini körüklüyor mu? İşte sorun bu. Anladınız mı? Yoksa anlamak çok mu güç.” ...
“Siz bir şeyi yalnızca o şeyi yapmayı sevdiğiniz için yapıyorsanız hırslı, tutkulu bir insan sayılır mısınız? Eğer siz birşeyi tüm varlığınızı ortaya koyarak, bir yere ulaşmak için, bir çıkar peşinde olduğunuz için ya da önemli bir sonuç almak için değil de yalnızca o işi yapmayı sevdiğiniz için yaparsanız bunun hırsla, tutkuyla bir ilgisi olduğu söylenebilir mi?”...
Faik Murat der ki; koca koca adamların, mevkii, para, kariyer sevdası, hırsı için yaptıkları seviyesizlikleri görünce aklıma seviyesizliğin bir dibi var mı sorusu ve “How deep is the ocean?” (Okyanus (seviyesizlik) ne kadar derin?) parçası geliyor.
Chick Corea Akustic Band’in çaldığı How deep is the ocean parçasının bence en güzel yorumlarından birini sizinle paylaşayım. Piyanoda Chick Corea, Basda John Pattitucci (Bir gün benim de konturbas alacak kadar param olur mu acaba?), Davulda Dave Weckl (İzmir konserinde seyretme imkanı bulmuştum, konser biletini çerçevelettim saklıyorum.)

0 yorum:
Yorum Gönder