Money çalmaya başlayınca, “Money, 7/4 lük başlar, 4/4 lük biter” diye düşündüm. Ne kadar geç fark ettim şarkıların ölçülerini? Yıllarca aşağı, sola, sağa, yukarı el kol sallayarak ölçü saydırdılar. Neyi, neden yaptığımı anlatan, öğreten biri çıkmadı. Lise sonda müzikten kaldım. Gerçi hak etmiştim kalmayı ama böyle müzik eğitimine, böyle öğrenmemeci.
Herhangi bir enstrüman çalmayan biri için şarkının ölçüsü pek fark edilmeyen bir detay. Şarkının akorlarını, melodi değişikliklerini, şarkı sözlerini takip ederek, bas gitar ve/veya davulun sürelerini dinleyerek şarkının ölçüsü bulanabilir. Lisede bana dandik blok flütü öğretmeye çalışacağınıza, neden müzik nasıl dinlenir onu öğretmediniz?
Birçok (%85-%90) şarkının ölçüsü 4/4 dür. Genellikle şarkı sözleri ölçünün ilk vuruşunda başlar. 4/4 lük bir şarkıda, şarkı sözlerinin başladığı andan itibaren, şarkının temposuna uyarak 1-2-3-4 şeklinde sayarsanız, şarkıdaki sözlerin, melodilerin ve akorların genellikle 1. vuruşta yada 3. vuruşta değiştiğini fark edersiniz. İlk aklıma gelen 4/4 lük şarkı Michael Jackson, Billy Jean. Kafamın içindeki fonda Billy Jean çalarken yeni bir düşünce kaydırağından düşmeye başlıyorum. Ortaokuldayım. 1983-1985 arasında bir yılda. Siyah-beyaz televizyonumuzda, saçları beline kadar uzanan güzel bir kız Blendax reklamında oyunuyor. Yazlıkta platonik aşık olduğum kıza benziyor. Reklamdaki kıza da platonik aşık oluyorum. Saçları beline kadar uzanan kız, saçlarını attıra attıra yürüyerek uzaklaşıyor, reklam bitiyor, fonda Billy Jean. İlk defa Blendax reklamında duyuyorum Billy Jean şarkısını. Henüz şarkının adını bilmiyorum, “Blendax reklam müziği” benim kafamda. Marka olarak bilinen tek şampuan Blendax. Eczanelerde satılıyor genellikle. Biz, temizlik malzemesi toptancısından aldığımız, kiloluk şeffaf plastik şişedeki, muz kokulu şampuanı kullanıyoruz. Nadiren Blendax şampuan aldığımızda seviniyorum. Platonik aşkım ile aynı şampuanı kullanıyorum. Platonik Blendax aşkımın üzerinden çok geçti. “İkinci Bahar yaşıyor gönlüm”. İkinci Bahar şarkısnı 1-2-3 şeklinde sayarsanız, şarkı sözlerinin, akorların, melodinin ölçünün birinci vuruşunda, “bir” dediğiniz yerlerde, değiştiğini fark edersiniz. İşte size 3/4 valz ritmi.
Bazı şarkılarda, şarkı içinde ölçü değişir. Ölçü değişikliği kısa süreli olabileceği gibi şarkının kalanı yeni ölçüden bitirilebilir. Pink Floyd’un Money adlı şarkısı, şarkı ortasında değişen ve şarkı sonuna kadar devam eden ölçü değişikliği örneğine uyar. Şarkının başlangıcındaki ölçü 7/4 dür. Şarkıdaki bas gitarın çaldığı melodiyi 1-2-3, 1-2-3-4 şeklinde sayarak dinlerseniz, sözlerin, akorların ve melodinin 1 dediğimiz yerde değiştiğini fark edersiniz. Şarkının ortasındaki saksafon solunun bitiminde şarkı 4/4 lük devam eder. Bu noktadan itibaren bas gitarı 1-2-3-4 diye sayarak dinlerseniz değişiklerin “bir” dediğiniz yerlere oturduğu fark edersiniz.
Müzik ölçüleri ve müzik dinlerken ölçülere dikkat etmek üzerine çok yüzeysel değindiğim bu yazı ile daha önce müzik dinlerken ölçülere dikkat etmemiş kişilere iyilik mi yaptım, kötülük mü yaptım emin değilim. Ben alışkanlıktan, doğal bir süreç gibi şarkıları kafamın içinde sayarak dinlerim. Yazdıklarımı okuduktan sonra size kolay gelsin.
Bazılarına çok iddalı gelecek ama “Herkez Pink Floyd dinlemiştir” diyorum. Televizyon seyrediyorsanız, radyo dinliyorsanız Pink Floyd dinlememenize imkan yok. Bir jenerikte, bir haber görüntüsünün fon müziğinde, bir reklam müziğinde dinlemişizdir Pink Floyd’u. Kimimiz bilerek, kimimiz bilmeden.
İzlemekte olduğum “Pink Floyd”, Pulse konserinde Roger Waters yok ama bu kabullendiğim bir gerçek. 2005 yılında, Live 8 konserleri için biraraya gelen efsane Pink Floyd kadrosunu Hyde Parkta izleyen bir arkadaşım “Pink Floyd sahneye çıktığında çevremdeki yeni yetme İngiliz gençler birbirlerine, bu adamlarda kim? diye soruyorlardı” demişti. Kalitesizliğin, bilgisizliğin milleti yok.
Roger Waters’ı 2006 daki Kuruçeşme konserinde izledim. “In the Flesh” ile konsere başladıklarında, sahneden, ışıklardan, sesin gücünden tüylerim diken diken olmuştu. Birçok konser izledim, (1999 daki, Ali Sami Yen’deki Metallica konseri ve 1998 deki, Bostancı Gösteri Merkezindeki Jimi Page, Robert Plant konseri benim için unutulmazdır.) Roger Waters konseri izlediğim en iyi konserlerden biriydi. Konserde saydığım büyüklerimden biri ile karşılaştım. Roger Waters sevdiğini bilmiyordum. “Oğlumu (yeni ergen) getirmek için geldim” dedi. “Sen de yakında kızınla zorunlu olarak böyle konserlere gelirsin” diye ekledi. “Ben kızımla konsere seyirci olarak değil, kızımın vereceği konsere basçı olarak geleceğim” dedim, demek isterdim ama bu büyüğüm ile olan ast, üst ilişkim nedeni ile susmayı daha mantıklı buldum.
“In The Flesh”. Yeni bir düşünce kaydırağına düşürüyor beni. Roger Waters In The Flesh konser DVD sini hatırlıyorum. Bence In the Flesh konserinin yıldızı gitarist Doyle Bramhall. Jim Morisson’a benziyor. Yakışıklı ve karizmatik. Pantolonu ve gömleği tam aradığım sahne kıyafeti. Pür dikkat Doyle Bramhall’ı izliyorum. Adam solak. Bu özelliği belki en normal sıradışı özelliği. Solaklar için yapılmış gitarlar olmasına rağmen, sağ elini kullanarak gitar çalanlar için yapılmış normal bir gitar kullanıyor. Ee bu da bir derece normal sayılabilir, Jimi Hendrix de sağ gitarı ters çevirerek çalardı ama Hendrix tellerin yerlerini değiştirirdi. Normal bir gitarı, bir solak ters çevirerek çalmak isterse, altta olan ince teller yukarı, yukarıda olan kalın teller aşağıya gelir. Hal böyle iken gitar methodu kitaplarındaki tüm akor şekilleri, gamlar karmakarışık olur. Sololardaki esnetme (bend) dediğimiz ses değiştirme hareketini yapmak zorlaşır. Doyle Bramhall tellerin yerini değiştirmemiş, normal bir gitarı almış, hiçbir değişiklik yapmadan solak biri olarak ters çevirmiş, çalıyor. Eski bluescuların bazılarının ekipman ve maddi imkansızlıktan dolayı bu şekilde çaldıklarını biliyorum. Ancak eski bluescuların, özellikle delta bluescuların, çaldığı şarkılar gitar tekniği olarak çok üst düzey teknik ve beceri gerektirmeyen şarkılardır ama günümüz koşullarında ileri düzey bir solo gitaristin bu ekol ile gitar çalmayı öğrenmesi ve çalması şaşırtıcı.
Dııd, Dııd . . . . . . Dııd, Dııd . . . . . . Dııd, Dııd. . . . Uff, Mother, do you think they'll drop the bomb? (Anne, sence bombayı atacaklar mı?) denmesini bekler zihmin meşgul açalan telefon sinyalinde. Çok yalın, çok güzel ve bir o kadarda dolu bir şarkıdır Pink Floyd, Mother. Mother, should I run for President? (Anne, başkan olmalı mıyım?) Mother, should I trust the government? (Anne, hükümete güvenmeli miyim?) Mother, do you think they'll try to break my balls? (Birebir çevirisini yaparsam: “Anne, sence toplarımı patlatacaklar mı?” anlamına gelir ama örtülü anlatılmak istenen malum)
Tüm bu yazdıklarımı düşünmem on dakikadan fazla sürmedi. Toparlayıp yazmam üç hafta.
(*) İki haftadır Faik Murat Müzikoloji başlıklı seri yazılar için notlar tutuyor, Youtube’da videolar arıyorum. Lise yıllarımda dinlediğim müzikleri, ilk gitara başlayışımı, üniversitede tanıştığım ve müziği öğrendiğim, paylaştığım arkadaşlarımı, barlarda canlı çalarken dinleme fırsatını bulduğum, bazıları artık aramızda olmayan, yetenekli müzisyenleri düşünerek notlar tuttum. Forrest Gump tadında bir öykü müzik yolculuğum. Olmadık adamlar ile olmadık şekilde tanışma fırsatı buldum. Yazması, okuması eylenceli bir seri olacak.

0 yorum:
Yorum Gönder