Tanımadığım bir şehirin sokaklarında, otobüsün hakeret etmesine kadar geçirmem gereken iki saati doldurmak için geziniyorum. Niyetim bir bira içecek orta halli bir birahane bulmak. Gelin görün ki, gezindiğim sokaklar hiç de orta halli görünmüyor. Neyse ki hava güzel, üşümeden sokakta ilerliyorum. Bir apartmanın birinci katında bir birahane tabelası gözüme ilişiyor ama gözüm birahaneyi tutmuyor. Birinci katta birahane mi olur? Gidip içeri bakmayı bile düşünmüyorum. Sokakta ilerlemeye devam. Yürü, yürü, birahane yok. Yeter artık bir yere girip oturayım, otobüsün hareket edeceği yereden daha fazla uzaklaşmayayım düşüncesiyle, bir tekel bayiine
- Buralarda eli yüzü düzgün bir birahane var mı? diye soruyorum.
- Yolun karşısındaki, apartmanın birinci katını gösteriyor.
Demek ki buralarda apartmanların birinci katlarında birahane normal durum. Daha fazla gezmek istemediğim için apartmandan içeri giriyorum. Karanlık ve pis merdivenlerden yukarı çıkıyorum, çıkıyorum, çıkıyorum. Ulan nasıl birinci kat bu, çık çık gelemedik derken, dairenin kapısına geliyorum. Açık kapıdan içeri giriyorum. Beyaz florasan lambaları ile aydınlatılmış, örtüsüz masalar, birahaneden çok bir kebapçıya gelmişim izlenimi uyandırıyor. Apartman dairesinin iç duvarları yıkılarak, genişçe bir salon oluşturulmuş. Al sana apartbirahane. İçerisi kalabalık değil, birkaç masada, altı yedi kişi oturuyor. Salonun ortasında, duvar dibinde bir masaya oturuyorum. Tam karşımda vitrinli buzdolabı ile bölünmüş mutfak bulunuyor. Oturduğum yerden mutfağın içini, mutfak tezgahını, lavaboyu, yıkanmış, ters çevirilerek lavabonun yanına konmuş bardakları rahatlıkla görülebiliyorum. Derli toplu, temiz bir mutfak.
Sırtı hafif kamburlaşmış garson, sıkılgan bir tavırla yaklaşarak, kısık sesle ne istediğimi soruyor.
- Bir bira ve fıstık, diyorum.
Mutfağın girişindeki duvara asılı LCD televizyonu seyretmeye koyuluyorum. Günün maçından özet görüntüler verilmekte. Biramı ve tuzlu yerfıstığını getiriyor silik garson. Biradan bir yudum alıyorum. Çok soğuk değil, zaten çok soğuk olmasını da istemiyorum, boğazım ağrıyor sonra. Soğuk bira fikri Beyin Labirentimde hızla bir odanın kapısı açıyor ve içeri eski şişe Efes Pilsenlerin arka yüzündeki etiket giriyor. O etiketi ezbere biliyorum. Eski etiketlerde “Biranın ideal soğukluğu olan 6-8 derecede içilirse tadına daha çok varılır” yazıyordu. Bu cümleyi yeni etiketlerden çıkardılar. Bir tuzlu yerfıstığı atıyorum ağızıma. Apartbirahane için şaşılacak kadar taze ve lezzetli. Birer birer yiyorum tuzlu fıstıkları. Beyin Labirentimde, elalemin derdi, beni gerdi bölümünde yer alan bir odacık açılıyor. Tuzlu fıstıkların, tuzlu kabuklarını soyarak yiyen kişiler geliyor gözümün önüne. Tuzlu fıstıkların kabuklarını soyacaksak neden tuzluyoruz?
İkinci biramı bitirip, hesabı istiyorum. Silik garson hesabı getiriyor. Parayı kahverengi suni deri kaplı hesap defterine koyup, üstü kalsın diyorum. Silik garson aldığı bahşişten memnun kasaya gidiyor. İki biradan sonra sıra kirayı ödemekte. Malum bira satın alınmaz kiralanır. Tuvalete gidiyorum. İki pisuvardan birine yanaşıyorum. Büyük alışveriş merkezlerinin erkekler tuvaletinde, pisuvarların üzerinde, reklam çerçevelerinin olduğu yerde, A4 boyutunda bir kağıda yazılmış notu okuyorum, kiramı öderken.
Gözüm yan pisivarın üzerindeki nota ilişiyor. Not Lütfen, Lütfen, Lütfen diye başlıyor. Biraz dikkat ile bu işi başaracaksın. Kiramı ödemeyi bitirip, yazıların fotoğrafını çekiyorum. Elimi yıkamak üzere lavaboya gidiyorum. Lavabonun hemen yanındaki yazıyı okuyorum. Evet, kesinlikle takıntıları var yazanın. Temizlik takıntısı. Hani takıntılı ev kadınları vardır, sürekli evi temizler, eve misafir gelsin istemez, misafir geldiğinde ise, oturduğu yerden kıpırdamasın, evi kirletmesin diye titizlenir durur ya, öyle biri bu yazıları yazan. Gel gör ki bu takıntılı kişi aynı zamanda apartbirahane işletmecisi. Her gece korkusu ile sürekli yüzleşmek zorunda kalıyor. Acaba biri dışarı kaçırdı mı? Yazıları yazan kişi aynı zamanda naif biri de. İnsanları kırmak istemiyor, sürekli rica ediyor, “ne olursun” diyor, “lütfen” diyor. Yazıları yazanın kişiliğini ve çalışma ortamını düşünüp, onun adına üzülüyorum. Lavabonun yanındaki yazının da resmini çekiyorum. 
Gülümseyerek tuvaletten çıkıyorum. Apartbirahanenin pis ve karanlık merdivenlerinden aşağı inerken, çektiğim resimlere yazıcağım yazıyı kurguluyorum kafamda.
