Politika, müzik, ezoterik bilgiler, elalemin derdi beni gerdi, edebiyat ve kitaplar üzerine, yer yer Youtube destekli, serbest atışlar.

27 Nisan 2008 Pazar

Aç Tavuk Tahıl Ambarında

Beyin Labirentimden Odacıklar kartvizitlerini, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'a ve her sabah radyoda dinlediğim Cumhuriyet Gazetesi yazarı Ümit Zileli'ye vermeyi planlıyorum. Kartvizit dediğime bakmayın, excel programını kullanarak hazırladığım Beyin Labirentimden Odacıklar blogumun web adresi ve benim iletişim detaylarımı içeren bilgisayar çıktısınının, beyaz bir kartona yapıştırılarak kesilmesinden oluşturulmuş topu topu iki adet kartvizit. Haute Couture kartvizit !

Ay sonu, kredi kartım zirve yapmış, gitmemem lazım ama tutamıyorum kendimi, gidiyorum 13.İzmir Kitap Fuarına.

Kitap fuarlarında büyük yayınevlerinin standlarındansa kolay kolay kitabevi raflarında yer bulamayan adı sanı duyulmamış yayınevlerinin standlarını gezmeyi severim.

İlk kitabım Tema standından. İçinde Alternatif Yaşam Planlamasında kullanabileceğim bilgiler olabilir düşüncesi ile "Finlandiya Ormancılığı için Yeni Çevre Programı" başlıklı kitabı satın alıyorum.

Anıtkabir Derneğini Yayınları standında 24 ciltlik "Atatürk'ün Okuduğu Kitaplar" isimli harika kitapları, içinde bulunduğum mali durumu da göz önünde bulundurarak, incelemekle yetindim. Anıtkabir'i ziyaret ettiğimde bu kitapları görmüştüm ama inceleme fırsatı bulamamıştım. Anıtkabir'i ziyaret edenler bilirler, Atatürk'ün okuduğu kitaplar, Anıtkabir müzesinin çıkışına yakın bir noktada, büyük bir kütüphanede sergilenir. Kütüphaneyi gördüğümde "Atatürk bu kadar kitabı nasıl ve ne zaman okumuş?" diye düşünmüştüm. Atatürk'ün okuyarak altlarını çizdiği, dikkat çekici işaretler koyduğu, sayfalarının kenarlarına kendi görüş ve düşüncelerini yazdığı sayfalar tespit edilmiş ve derlenerek 24 ciltlik kitaplar oluşturulmuş. Normalde fiyatı 324 TL ama fuarda indirimli fiyattan, 150 TL den satılmaktaydı. Belki de bir daha basımı olmayacak bu kitapları birgün mutlaka almalıyım.

Dini/Dinci yayınevlerinin standları ile de ilgileniyorum. Ne de olsa onların kitaplarını da her kitabevinin rafında bulunmuyor. İkisi Nurcu, biri Nakşibendi üç farklı yayınevinden kitaplar aldım. Sert kapak ciltli, sayfaları kaliteli kağıttan, kalın kalın, kitaplar on, onbeş liraya satılıyordu. Okuyalım bakalım neler demişler?

Gelelim Türksolu (İleri Yayınları) standına... "İstila", "Savunma", "Artık Susma Yorgun Demokrat" kitaplarını alıyorum. Standın öbür ucunda Öner Yağcı kitaplarını imzalıyor. "Kaptan" ve "Gökyüzüne Akan Irmak" kitaplarını imzalatıyorum.

Küçük yayınevleri turumu tamamlayıp büyük yayınevlerinin standlarını geziyorum.

Bilgi Yayınevininde Vural Savaş var. "Atatürk'ün Kemiklerini Sızlatan parti:CHP" ve "AKP Çoktan Kapatılmalıydı" kitaplarını imzalatıyorum. Bilgi Yayınevi, kitap alanlara, hediye olarak yayınladıkları eski kitapları veriyordu. Benim şansıma Paul Nizan'ın, Özdemir İnce'nin Türkçeleştirdiği, 1975 Ağustos, birinci basım Fesat adlı kitabı düştü. 1975, birinci basım, sayfaları sararmış, eski kokan bir kitabı almak sevindirdi beni.

Sırada Cumhuriyet Kitapları var. Ümit Zileli kitaplarını imzalıyordu. İmza kuyruğunda her daim üç beş kişi var. Neyse ki sıra düzenli ve hızlı ilerliyor, çok beklemiyorum. "Aydın İhaneti" ve "Vurgun Demokrasisi" kitaplarını imzalaması için Ümit Zileli'ye veriyorum.
- Geçmiş olsun. (Ümit Zileli bir hafta önce safra kesesi ameliyatı olmuştu) Nasılsınız?
- Teşekkür ederim.
- Lapararoskopi mi oldunuz?
- Evet. Lapararoskopi mi? Laproskopi mi?
- Bilmiyorum.
- Hangisi doğru ben de emin değilim.
- Ben de geçen sene safra kesesi ameliyatı oldum.
- Geçmiş olsun.
- Her sabah sizi dinliyorum. Cumhuriyet'e internet üzerinden aboneyim, gazeteyi bilgisayardan okuyorum. Kendimce internette youtube görüntü destekli yazılar yazıyorum. Vaktiniz olur, incelerseniz sevinirim diyorum Haute Couter kartvizitimi uzatırken.
- Ne iş yapıyorsunuz?
- Denizcilik sektöründe çalışıyorum. Cevap verirken ki tutukluğum, iştahsızlığım dikkat çekici.
- Asıl yapmak istediğiniz bu değil sanki?
- Şeyy, aslına bakarsanız okur-yazar olmak istiyorum.
- Sitenizi inceleyeceğim diyerek kartvizitimi ceketinin cebine koyuyor Ümit Bey.

Sıradakileri bekletmemek adına ek sıkışıp, Cumhuriyet standından ayrılıyorum.

Saat birbuçuğu geçiyor. Mustafa Balbay'ın söyleşisine gidiyorum. Salondaki tüm yerler dolu. Salonun arka tarafında, halı kaplı zemine oturup, biraz dinleniyorum. Aldığım kitaplar epey ağırlık yapıyor artık.

Söyleşiyi yarım saat dinledikten sonra fuar salonuna dönüyorum. Girişteki Bilgi Yayınevinin etrafı kalabalık. Turgut Özakman ve Emin Çölaşan kitaplarını imzalayacaklar, kuyruklar oluşmaya başlamış. iki kuyruğa birden giremeyeceğim için Turgut Özakman'ın imza kuyruğuna giriyorum. "Diriliş" ve "Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Kronolojisi" kitaplarını alıyorum. Yine hediye kitap veriyorlar. Bu sefer ki hediye kitabım Mümtaz Soysal'ın "İçgüveysinin Encamı". Sıra ilerlerken gözüm karşı standdaki afişe takılıyor. 27 Nisan, pazar günü Hikmet Çetinkaya'nın imza günü var. Maalesef pazar günü fuara gelemeyeceğim. Kitaplarımı Turgut Özakman'a imzalatıp yeniden Cumhuriyet Yayınları standına gidiyorum.

Henüz Mustafa Balbay gelmemiş ama şimdiden sıra oluşmaya başlamış. Sıraya giriyorum. On, onbeş kişi var önümde. Daha önce satın alıp okuduğum "Devlet ve İslam" kitabı ile fuardan aldığım "Heyecan Yaşlanmaz" adlı kitabı imzalatacağım. Sıra kalabalıklaşırken Mustafa Balbay standa geliyor. Etrafı o kadar kalabalık ki stand girişine kadar ilerlemek yerine, standın üzerinden atlayarak içeri giriyor. Kısa sürede sıranın bana geleceğini düşünürken, bizim oluşturduğumuz sıraya alternatif bir başka sıra oluşuyor. Mustafa Balbay bir yandan kitaplarını imzalıyor, bir yandan kitap imzalatanlarla resim çektiriyor. Tahmin ettiğimden daha uzun süre bekledikten sonra sıra bana geliyor. İkinci ve son Haute Couture kartvizitimi çıkarıp vermek üzere hazırlıyorum. Balbay kitapları imzalarken,
-Gazetenize internet üzerinden aboneyim, internet yazarlığı için deneysel bir çalışma yapıyorum. Video destekli yazılarımı, kartımda verdiğim adresten inceleyebilirsiniz diyorum ve kartımı veriyorum.
Kartımı standın altındaki bölüme, kendisine verilen diğer not kağıtlarının yanına, koyuyor.

Kalabalıktan güçlükle sıyrılıp, Cumhuriyet Yayınları standından uzaklaşıyorum. Bu karmaşada Mustafa Balbay'ın ne dediğimi hatırlayacağını, kartvizitimi yanına alarak, yazdıklarımı inceleyeceğine pek ihtimal vermiyorum... Olsun ne kaybettim? Seneye 2009Haute Couture karvizit ile bir kez daha denerim.

Bu yazıyı yazarken, bugün (27 Nisan pazar günü) kitap fuarına gidip gitmeyeceğini sormak için arkadaşım Aslı Dokuzeylül'ü aradım. Tahmin ettiğim gibi Aslı kitap fuarındaydı. Fırsat bulursa Hikmet Çetinkaya'ya benim için "Şeriat Pazarı Tarikat/Siyaset/Ticaret III" isimli kitabını imzalatmasını rica ettim...

28 Nisan 2008 Notu: Aslı, Hikmet Çetinkaya'ya istediğim kitabını imzalatmış. Bir de hediye almış bana. Yılmaz Dikbaş'ın "Gaflet Dalalet Hıyanet" kitabını adıma imzalatmış. Buradan bir kez daha Aslı Dokuzeylül'e teşekkür ediyorum.

Hediye edilen kitaplar ile birlikte 13. İzmir Kitap Fuarını 22 kitap sahibi olarak tamamladım.

21 Nisan 2008 Pazartesi

Hata Yaptım

Evet hata yaptım...
1) Çocukluğumda bu gibi ürünler bulunamaz olduğu için, bulunsa da alınamaz fiyatta olduğu için içimdeki çocuk düşünmedi ve hata yaptım.
2) Ucuza alacak kadar zengin olmadığımı unuttum. Fiyat odaklı davrandım ve hata yaptım.
3) Tüketim çılgınlığına kapıldım ve hata yaptım.

Geçtiğimiz cuma günü Derin'in doğum günü idi. Hediye almak için Derin ile beraber yeni açılan bir oyuncak dükkanına girdik. Açılış nedeniyle fiyatlar piyasa fiyatlarının altındaydı ve kendimi kaptırdım.

Resimde gördüğünüzün benzeri uzaktan kumandalı helikopteri ucuz olduğu için satın aldım. Dış görünümü ile aldığım helikopterin aynısı olan rafdaki başka helikopterler benim aldığım helikopterin üç-dört katı farklı fiyatta satılmaktaydı. Satıcı çocuğa
- Eee, bunlar aynı görünüyor farkları ne? diye sordum.
Satıcı çocuğun verdiği yuvarlak cevaplardan birşey anlamadım, sonuç "onlar farklı" oldu. Fazla üstelemedim.

Eve geldim, helikopteri uçurdum. İlk birkaç dakika eylenceliydi taaki helikopterin şarjı hızla azalıp, yerlerde sürünmeye başlayıncaya kadar. Helikopteri şarj ettim. Birkaç dakikada şarj oldu...

Sonuç: Helikopter otuz saniye kadar uçabiliyor, uçarken hızla şarjı bitiyor ve bir otuz saniye daha uçabilmesi için birkaç dakika beklemek gerekiyor. Boşa harcanmış para ve malzeme.

Bu sabah rahmetli babamın yaptığı uçurtmaları hatırladım. Adam boyunda, kocaman, kırmızı-lacivert (Mersin İdman Yurdunun renklerinde) uçurtmalar yapardı babam. Uçurtma varken neden işlevsiz bir oyuncağa para verdim ki? Hata yaptım...

İlk fırsatta güzel bir uçurtma alacağım. Öyle uzaktan kumandaya gerek yok. İpinden tutacağım, havayı, uçurtmayı hissedeceğim ipte. Saatlerce havada kalacak uçurtma, şarj derdi yok, doğa kendi enerjisini verecek. Sıkılıncaya kadar uçuracağım uçurtmamı.

Uçurtma resimleri ararken aşağıdaki uçurtma resmini buldum. "Cursor" şeklinde uçurtma. Böyle bir uçurtma ve böyle bir ortam bulursam, tüm günü uçurtma uçurarak ve manzarayı seyrederek geçirebilirim... :)